Olimpiyatlara güreş damgası!

– HAMZA YERLİKAYA (Asrın Güreşçisi)
3 Haziran 1976 doğumlu Hamza Yerlikaya, Sivas’ın Kasıköy’ünde 6 çocuklu bir ailenin 3 numaralı oğluydu. 3 yaş büyük ağabeyi Muttalip, yıldızlar kategorisinde dünya ve Avrupa şampiyonlukları kazanmıştı. Hamza’nın güreşi ağabeyinden öğrendiği, onun başladığı yoldan devam ettiği anlatılır. Hamza Yerlikaya Stockholm’deki 1993 Dünya Şampiyonası’nda henüz 17 yaşındayken büyük ve ünlü güreşçiler arasında tekniği ve oyunları bilinmeyen bir acemiydi (!). Ayak kapışmalarında zayıf kalıyor, ancak rakibini ihtarla yere yatırdığında ters kündeyle puanları toplayarak öne geçiyordu. Künde 3 puanlık bir oyundu. Hamza için sonrası kolaydı. Ermeni rakibi Sarkisyan’ı 4-3 yendi, ardından dünya ve olimpiyat şampiyonu Macar Farkas’ı da ters kündeyle 7-3 yenerek tur atladı. Bulgar rakibini 5-0 yendikten sonra yarı finalde Dünya Şampiyonu Murad Kordanov ile eşleşti. 3-0’lık galibiyetiyle finale çıktı. Kazak güreşçi Devlet Tursultanov’u 6-0 yenerek altın madalyayı kazandı. FILA ( bugünkü UWW ) yöneticileri törenden sonra toplanarak “ 100 yıl içinde 17 yaşında hiçbir güreşçi büyüklerle karşılaşıp dünya şampiyonu olamadığına göre Hamza Yerlikaya asrın güreşçisidir” açıklaması yaptı.

Olimpiyat Oyunlarına geçersek… Hamza Yerlikaya 1996 Atlanta’da 86 kilo finalinde Alman polis memuru Zander’le karşılaştı, 3-0’lık galibiyetle altın madalyayı boynuna taktı. O güreşi izledim. Dünya çapında ünlenmiş Hamza, ayakta yoklamalarla geçen kısa bir süre sonra rakibini yere yatırdı. Aynı anda bizim basın tribünündeki yabancı meslektaşlarımız gülerek “Finiş” yorumunu yaptılar. Hamza güreşi 3-0 kazanarak ilk şampiyonluğunu ilan etti.

Herkesin merakla beklediği 2000 Sydney’de ise Macar Bardosi ile kapıştılar. Müsabaka 3-3 bitti. Ancak hakem, Hamza’ya onay verince Sivaslı güreşçi ikinci altınıyla zaferini ilan etti.

Daha 25’ine gelmeden çifte olimpiyat altını ile minderde adeta taht kuran Hamza Yerlikaya 2004 Atina’da beklenen üçüncüyü kazanamadı. Rus Aleksei Mishin olimpiyat şampiyonu olurken Hamza dördüncülükte kaldı.

– AHMET AYIK (Kovaladı, yakaladı, yendi)
1938 yılında Sivas’ın Hafik ilçesindeki Eskiköy’de doğan Ahmet Ayık, 9 çocuklu bir ailenin oğluydu. Fatma-Ömer Ayık çifti, Erzincan depreminde 6 çocuklarını kaybetmişti. Babasının yeğeni Karaoğlan adıyla nam salmış bir güreşçiydi. Ayık, Karaoğlan’la birlikte köy düğünlerinde ve panayırlarda “karakucak” güreşçisi olarak kol bağlıyordu. Delikanlılığa geçişte aklına büyük kentleri, büyük hedefleri koydu İstanbul’a geldi. Beşiktaş’taki Şişli kulübünde minder çalışmalarına başladı. 72 kiloydu ama, sürekli olarak 79,87,97 ve 100 kilolarla güreş tutuyordu. Büyük ustalarla çalışıyordu… Nurettin Zafer, Halit Balamir, Celal Atik ve Yaşar Doğu… Bir yandan da ekmek parası için en yorucu işlere girip çıkıyordu.

Kısa zamanda çok büyük başarılar kazandı ve Milli Takım’a seçildi. İlk hedefi 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda altın madalyayı kazanmaktı. Belaruslu Medved 1 numaralı favoriydi. İlk turda kapıştılar. Müsabaka bittiği zaman Ahmet Ayık galip ilan edildi. Ruslar hemen itiraz ettiler. FİLA’daki yöneticilerle yoğun kulislere giriştiler. Maç sonucu beraberlikle tescil edildi. Medved altın, Ayık gümüş madalya kazandı. Ahmet Ayık bu haksızlığa isyan ederek gece gündüz çalışıp tüm organizasyonlarda Medved’i kovaladı. Manchester’deki 1965 Dünya Şampiyonası’nda Belaruslu rakibini 2-0 yenerek Tokyo’da uğradığı haksızlığı az da olsa unutabildi. Ahmet Ayık ve Mahmut Atalay 1968 Mexico City Oyunları’na aylarca kamplara giğrerek, büyük turnuvalara ve kıta şampiyonaların katılarak hazırlandılar. Yaptıkları açıklamalarla Türkiye’ye altın madalya sözü verdiler. Belaruslu Medved Ayık’ın yaman bir rakip olduğunu bildiği için bir üst kiloya çıkarak adeta kaçtı. Sovyetler’in yeni güreşçisi Lomidze idi. Finalde iki güreşçimde birbirlerinin değerini anladılar. Ayık yine koltuk altı dalmalarla oyunlarını sergiliyor, rakibi dayanmaya çalışıyordu. Ayık fena puan tablosunda daha avantajlı (4-5) olduğundan beraberliğe razı oldu ve özlediği altın madalya ile olimpik kariyerini tamamladı.

– MİTHAT BAYRAK (Çift altınlı şampiyon)
Rize’den kalkıp Sakarya’ya yerleşen 7 çocuklu bir ailenin oğluydu Mithat Bayrak. Babası Süleyman Bayrak 1.Dünya Savaşı’nın çeşitli cephelerinde ve Çanakkale’de ordunun en önünde sancak taşıdığı için “Bayrak” soyadını almıştı. Ancak 19 yaşında güreşe başlayan oğlunun olimpik zaferlerini ve Bayrak soyadını dünyaya duyurduğunu göremedi. Mithat Bayrak grekocuydu. Çok teknik, zeki ve fırtına gibi hızlı bir yıldız adayıydı. Zaman zaman İstanbul’a gelir, Güreş İhtisas Kulübü’nde, Kadıköy, Kasımpaşa, Bakırköy gibi semtlerde düzenlenen güreşlere katılırdı. Bazı uluslararası organizasyonlarda da kulüp takımlarına alınıyordu. Böylece Yugoslav, Fin ve İsveçli rakiplerini aynı gün peş peşe yenince Akdeniz Oyunları takımına seçildi. Ancak başarılı olamadı. Usta güreşçiler ve namlı hocalarla çalışırken “Hiçbiri umurumda değil. Benim aklım olimpiyatlarda” diyordu. Milli Takımdaki en önemli rakibi ise kendisinden 9 yaş küçük olan Kazım Ayvaz’dı. İkisi de 73 kiloydu. Ancak Federasyon Başkanı Vehbi Emre berabere kaldıklarında 27 yaşındaki Mithat’ı tercih ediyor, Kazım 79’a çıkmak zorunda kalıyordu. Mithat Bayrak yer devresinde suplesle puan alır, rakibine çırpma atar gibi davranarak arkaya doğru savurup köprüye getirerek öne geçerdi. 1956 Melbourne’da peş peşe harika güreşler atarak Sovyet (Rus), İsveçli, Fin ve Amerikalı rakiplerini geride bırakarak şampiyon oldu. Dört yıl sonra Roma Olimpiyatları’nda da 73 kiloda mayo giyecekti. Alman, Fransız, Yugoslav (Sırp) rakiplerine üstünlük sağlayıp üst üste ikinci altınını alarak efsane yarattı. Mithat Bayrak, daha sonra Almanya’ya yerleşip antrenörlük ve kulüp başkanlığı yaptı. Türk ve Alman sporcularla başarılı sonuçlar aldı. Büyük Şampiyon’u 2014’de kaybettik. Saygıyla anıyoruz.

– BUSENAZ SÜRMENELİ (Hızlı, kararlı ve sert)
Karadeniz’in sert ve hırçın rüzgarları (ya da dalgaları diyelim) onun ringdeki karakterini de etkilemiş, biçimlendirmiş olabilir mi?. Bence evet!. Çok çalışkan, maçı baştan sona, üç raundada kontrol altında tutmayı becerebilen bir boksör. Antrenörü Cahit Süme’nin verdiği taktiklerle hızlı ve mekanik düzende yumruklar atıyor. Hemen avantajı yakalayıveriyor. Tokyo’daki 69 kilo finalinde Çinli rakibi Hong Gu’yu üç raunda da aynı üstünlükle (5-0/5-0/5-0) yenerek altın madalyaya ulaştı. Trabzonlu genç kızların idolü haline geldi. Onu izleyen boks otoriteleri eğilerek dövüştüğü için her an bir kontra yumrukla maçın terse dönmesi olasılığından kaygılanıyor. Trabzonspor’un sporcusu olarak olimpiyat altınından sonra 2022’de bir de dünya şampiyonluğu kazandı. Henüz 25 yaşında. Paris’ten sonra Los Angeles’te de dövüşebilir mi? Altın madalyayı koleksiyona dönüştürebilir mi? Neden olmasın!

– İLK MELEKLERİMİZ (Kanatlı kılıçlar)
Suat Fetgeri Aşeni, Halet Çambel… İşte Türkiye’nin Olimpiyat Oyunları’na katılan ilk kadın sporcuları. İkisi de eskrimciydi. Suat Fetgeri Aşeni Çek rakibini 5-0,Amerikalı rakibini 5-3 yendi. İsviçreli rakibine 5-4 yenildi. 44 yarışmacı arasında ikinci pulde ilk 22’ye girdi. Halet Çambel ilk pulde elendi. İki kadın sporcumuz da olimpiyatlardan sonra sosyal alandaki başarılarını sürdürdüler.. Suat Fetgeri Aşeni ve Halet Çambel Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde spora hizmet ettiler. Halet Çambel kendini bilime adadı. Hattuşaş kazılarında Hititçeyi okuyan ve tercüme eden, ilk açık hava müzesini kuran değerli bir arkeoloji profesörüydü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x